nefs

Tembellik mi, Bitkinlik mi?

Kalkamadığı sabahları uzun süre tembelliğe yoran çok. Oysa tembellik ile bitkinlik ayrı şeyler; ve ilaçları da ayrı.

Tembellik mi, Bitkinlik mi?

Bir sabah alarm çalar ve insan kalkamaz. Kalkması gerektiğini bilir, yapacak işleri vardır, geç kalmaktadır; ama beden yerinden kalkmaz. Çoğu zaman ilk tepki kendine kızmaktır — "tembellik" denir, gün zar zor geçirilir, akşam yine kendine kızılır. Bu döngü aylarca sürebilir. Sonra bir gün başka bir soru belirir: gerçekten tembel miyim, yoksa başka bir şey mi var? Bu soruyu sormak meseleyi hemen çözmez, ama yerini değiştirir — ve bir şeyin yerini bilmek, çözümün yarısıdır. Bu yazının konusu, birbirine çok benzeyen ama ilaçları taban tabana zıt olan iki hâli ayırt etmektir.

İki farklı şey

Tembellik ve bitkinlik dışarıdan aynı görünür: iş yapılmaz. Ama içeriden bakıldığında tamamen farklıdırlar. Tembellikte iş vardır, güç vardır, istek yoktur — yapılabilir ama yapılmak istenmez, rahat tercih edilir. Bitkinlikte ise istek vardır, güç yoktur — yapmak istenir, hatta yapmamak rahatsız eder, ama beden ya da zihin taşımaz. Bu ayrımı yapmak neden önemlidir? Çünkü tedavileri zıttır. Tembelliğin ilacı zorlamaktır: kalk, başla, yap. Bitkinliğin ilacı ise dinlenmektir; bitkin bir insana "kendini zorla" demek, deliği daha da büyütür. Pek çok insan yıllarca bitkinken kendini zorlar ve durumu ağırlaştırır, çünkü teşhisi yanlış koymuştur — ve yanlış teşhis, doğru ilaçtan daha çok yorar.

İkisini ayırmak için birkaç soru yön verir. Dinlendikten sonra geçiyor mu? Tembellik dinlenmeyle geçmez, hatta artar — ne kadar çok yatılırsa o kadar ağırlaşılır; bitkinlik ise gerçek bir dinlenmeden sonra hafifler. Sevilen iş de yapılamıyor mu? Tembellik seçicidir: zor iş yapılmak istenmez ama sevilen bir şey yapılır; bitkinlikte ise sevilen şeye bile güç yoktur. Başladıktan sonra ne oluyor? Tembellikte en zor kısım başlamaktır, başlayınca akar; bitkinlikte başlanır ama on dakika sonra durulur. Ve ne kadardır sürüyor? Birkaç gün süren şey genellikle yorgunluktur; aylardır süren şey başka bir meseledir, ve o zaman bir hekime gitmek gerekir. Bu son madde özellikle önemlidir: uzun süren bitkinlik ahlaki bir mesele olmayabilir, tıbbi olabilir — ve o durumda kendini terbiye etmeye çalışmak, yalnızca zaman kaybıdır. Nitekim gelenekte de bir ayrım vardır: bir duada acizlikten ve tembellikten birlikte Allah'a sığınılır, acz ve kesel yan yana anılır. Acz, güç yetirememektir — yapmak istenir ama takat yoktur; kesel ise gücün var olup isteğin olmamasıdır — ağırlaşmak, gevşemek. İkisinden birlikte sığınılması, ikisinin de insanı aynı yere, yapılmamış işlere götürdüğünü, ama sebeplerinin ayrı olduğunu ve ikisinin de tek başına iradeyle çözülemeyeceğini gösterir.

Modern bitkinlik

Bugünün insanı atalarından daha az fiziksel iş yapar ama daha yorgundur. Bu bir çelişki gibi görünür; sebebi, yorgunluğun türünün değişmesidir. Fiziksel yorgunluk dinlenmekle geçer — uyunur, ertesi gün taze kalkılır; zihinsel ve duygusal yorgunluk ise öyle değildir, uyunsa bile geçmez, çünkü zihin uykuda da çalışmaya devam eder. Bugünkü hayat sürekli zihinsel yük üretir: karar sayısı, bilgi akışı, bildirimler, seçenek bolluğu, sürekli değerlendirilme hissi. Üstelik dinlenme diye yapılan şeylerin çoğu dinlendirmez — ekran karşısında geçirilen üç saat zihni dinlendirmez, sadece başka bir şeyle meşgul eder; böylece insan hiç dinlenmeden yorulmaya devam eder. Bu yorgunluğun az konuşulan bir türü de karar vermekten yorulmaktır. Gün içinde verilen karar sayısı atalarınkinden kat kat fazladır — ne giyileceği, ne yeneceği, hangi yoldan gidileceği, hangi uygulamanın açılacağı, hangi videonun izleneceği; her karar küçük de olsa bir enerji harcar, ve gün ilerledikçe karar verme kapasitesi düşer. Akşamları kötü kararlar verilmesi bundandır: gün boyu iyi seçimler yapan insan akşam pes eder. Çözüm, karar sayısını azaltmak, bazı şeyleri karara değil kurala bağlamaktır — sabah kahvaltısının hep aynı olması, iş kıyafetinin değişmemesi, belirli bir saatte telefonun kapanması. Bunlar sıkıcı görünür ama zihni serbest bırakır, ve serbest kalan zihin önemli kararlar için kullanılabilir; düzen, yaratıcılığın düşmanı değil şartıdır.

En derin yorgunluk türü, en az fark edilenidir: anlamsızlık. Bir iş anlamsız bulunuyorsa, o iş fiziksel zorluğundan çok daha fazla yorar. Aynı ağırlıktaki iki işten birinin ne işe yaradığı biliniyor, diğerininki bilinmiyorsa, ikincisi kat kat yorucudur. Çünkü anlam bir enerji kaynağıdır: anlamlı bulunan iş için sabaha kadar çalışılabilir, anlamsız bulunan iş için bir saat bile zor gelir. Bu yüzden sürekli yorgun olan birine sorulacak soru sadece "yeterince uyuyor musun?" olmamalı; "yaptığın işi anlamlı buluyor musun?" da sorulmalıdır — çünkü bu sorunun cevabı hayırsa, uyku bir işe yaramaz.

Erteleme ve küçük adım

Erteleme çoğu zaman tembelliğin bir belirtisi sanılır, ama daha dikkatli bakıldığında öyle olmadığı görülür. Ertelenen işlerin ortak bir yanı vardır: hepsi bir belirsizlik ya da bir risk taşır — nasıl yapılacağı bilinmeyen iş, sonucu kötü çıkabilecek iş, insanı değerlendirmeye açacak iş. Yani erteleme tembellikten çok kaçınmadır, ve kaçınmanın altında korku vardır. Bu anlaşıldığında ertelenen işlere farklı yaklaşılır: "neden üşeniyorum?" yerine "burada beni ne korkutuyor?" diye sorulur, ve cevaplar daha işe yarar çıkar — çünkü çoğu korku, adı konunca kabarıklığını kaybeder. Buna karşı en işe yarayan yöntem, işi itiraz edilemeyecek kadar küçültmektir. "Bu yazıyı yazacağım" ertelenir, "ilk cümleyi yazacağım" ertelenmez; "evi toplayacağım" ertelenir, "şu masayı toplayacağım" ertelenmez. Zihin büyük işlere direnir, küçük işlere direnmez; ve küçük iş başladıktan sonra genellikle devam eder, çünkü zorluk hareketi başlatmaktadır, sürdürmekte değil. Bu yöntem bitkinlikte de işe yarar ama farklı biçimde: bitkinken küçük adım atılır ve orada durulur — o kadarı da bir şeydir, hiç yapmamaktan iyidir; ve bitkinken insanın kendini küçük adımdan fazlasına zorlamaması gerekir. Bazı işleri hiç yapmamanın doğru olduğunu da kabul etmek gerekir: her ertelenen iş, yapılması gereken bir iş değildir — bazıları gereksizdir, bazıları başkasının işidir, bazıları insanın üstlenmemesi gereken şeylerdir. Yıllarca ertelenen bir işin hiç yapılmaması ve hiçbir şey olmaması, o işin zaten gerekli olmadığını gösterir. Bu yüzden erteleme listesini gözden geçirmek işe yarar; bazı maddeler silinmeyi hak eder, ve silmek de bir karardır — yapılmayacak işleri listede tutmak, yalnızca bir suçluluk deposu kurar. Nitekim yorgunluğun sebebi bazen işin kendisi değil, taşınan listenin uzunluğudur: yapılacaklar çoğaldıkça hiçbirine başlanamaz, liste kısaldıkça hareket gelir. Ara ara listeyi temizlemek —her maddeyi "bu gerçekten yapılacak mı, kim istiyor, yapmazsam ne olur?" diye gözden geçirmek— çoğu zaman maddelerin üçte birini siler: bir kısmı zaten gereksizdir, bir kısmı başkasının işidir, bir kısmı eskimiştir. Silinen her madde omuzdan bir ağırlık kaldırır, hâlbuki hiçbiri yapılmamıştır — sadece yapılmayacağına karar verilmiştir. Demek ki yükün bir kısmı işin kendisi değil, işin bekliyor olmasıdır.

Dinlenmenin hak edilmesi gerektiği düşüncesi yaygındır: yeterince çalışılmadıysa dinlenilmez. Bu düşünce zararlıdır, çünkü insan hiçbir zaman yeterince çalışmış hissetmez, dolayısıyla hiçbir zaman rahat dinlenemez; ve dinlenirken suçluluk duyulduğunda dinlenme de işini görmez — beden yatar ama zihin çalışır. Oysa uykunun bir hak olduğuna dair rivayetler vardır, bedenin de insan üzerinde bir hakkı olduğu bildirilir; bu, dinlenmeyi meşrulaştıran çok net bir çerçevedir. Dinlenmek bir ödül değil, bir haktır — ve hakkı yenen beden, bir gün faturayı keser. Bu meselenin bir de ibadet tarafı vardır: bazı dönemler ibadetlerde bir ağırlık gelir, namaz zorlaşır, okumak istenmez, dua kuru gelir. Bu çoğu zaman bir iman zayıflığı olarak yorumlanıp suçluluk üretir, ve suçluluk ağırlığı daha da artırır. Oysa beden yorgunsa ibadet de yorgun olur; insan parçalara ayrılmaz, her şey birbirine bağlıdır. Bu dönemlerde yapılacak şey kendini daha çok zorlamak değil, farzları korumak, gerisini hafifletmek ve dönemin geçmesini beklemektir. Bu dalgalanma normaldir — ruh hâlleri değişir, ibadet hayatı da bundan etkilenir; hep aynı yoğunlukta olma beklentisi gerçekçi değildir ve o beklenti insanı vazgeçmeye götürür. Amellerin en makbulünün az da olsa devamlı olanı olduğuna dair ölçü, tam da bu yüzden hayat kurtarıcıdır.

Tembellik ve tükenmişlik

Bütün bunlar tembelliği tümüyle aklamaz; tembellik vardır ve herkeste bir yanı bulunur. En dürüst tarifi şudur: bugünkü rahatı, yarınki iyiliğe tercih etmek. İnsan bunu yaptığında çoğu zaman bilir — içinde bir ses "yapmalısın" der ve o susturulur; sonrasında gelen his de bellidir: bir tatminsizlik. Tembellikten sonraki his ile dinlenmeden sonraki his farklıdır: dinlenmek tazeler, tembellik ağırlaştırır — ve bu his farkı, en güvenilir teşhis aracıdır. Bir günün sonunda "bugün dinlendim mi, yoksa kaçtım mı?" diye sormak yeterlidir; bedenin cevabı bilir. Ama bitkinliğin de ötesinde bir hâl vardır: tükenmişlik. Belirtileri yorgunluktan farklıdır — yorgun insan dinlenmek ister, tükenmiş insan hiçbir şey istemez. Duyarsızlaşma bunların başında gelir: eskiden üzen şeyler artık üzmez, ki bu güçlenmek değil, hissetme kapasitesinin düşmesidir. Alaycılık, her şeye küçümseyerek bakmak, çoğu zaman hayal kırıklığının kılığıdır. İnsanlardan uzaklaşmak, sohbetten kaçmak, davetleri geri çevirmek bir başka belirtidir. Ve yaptığı işin bir yere gitmediği hissi — anlamsızlık. Bunlar bir arada geldiğinde mesele artık uyku düzeni değil, daha derin bir şeydir; o durumda yapılacak ilk şey kendini daha çok zorlamak değil, durup bakmaktır, çünkü bazen çözüm daha çok çalışmak değil, farklı bir şey yapmaktır — iş, çevre ya da düzen değişikliği. Bu çıkışta en çok işe yarayan şey de büyük bir değişiklik değil, küçük iyi şeylerin geri gelmesidir: iyi bir çay, kısa bir yürüyüş, sevilen bir sesi duymak, güneşli bir sabah. Bunlar sorunu çözmez, ama insanın hâlâ bir şeyden zevk alabildiğini hatırlatır — ve o hatırlatma, kalkmak için gereken küçük gücü verir; çünkü büyük çözümler, ancak küçük güçler biriktikten sonra uygulanabilir.

Bütün bu ayrımları düşünürken fark edilen en önemli şey, insanın kendine ne kadar sert olduğudur. Bir arkadaş yorgun olsa "dinlen" denir; insan kendi yorgun olduğunda "tembellik etme" der. Bu çifte standart hiçbir işe yaramaz: kendini dövmek kimseyi çalıştırmaz, aksine suçluluk enerji tüketir ve geriye daha az güç kalır. Doğrusu, insanın kendine bir dosta davranacağı gibi davranmasıdır — yorgunsa dinlendirmek, kaçıyorsa nazikçe uyarmak, hata etmişse düzeltmek ama üzerine çökmemek. Bu gevşeklik değil, sürdürülebilir tek yoldur; kendine acımasız davranan insan kısa mesafede hızlı, uzun mesafede tükenir. Sabah kalkamamanın sebebinin çoğu zaman uykusuzluk olması da bu bütünlüğü gösterir: geç yatan, gece geç saatlere kadar ekran başında oturan insan sabah kalkamaz — yani "sabah tembelliği" sanılan şey aslında bir gece problemidir. Bu, pek çok mesele için geçerlidir: belirti bir yerdedir, sebep başka yerde; ve belirtiyle uğraşmak yormaktan başka işe yaramaz. Sabah kalkma iradesi, çoğu zaman düşünülen yerde değil, gece yatma kararında saklıdır. Bütün bu ayrımlarda en güvenilir rehber ise bedenin kendisidir; çünkü beden yalan söylemez — zorlandığında ağrır, dinlendiğinde hafifler, hasta olduğunda haber verir. Sorun onu dinlememektedir: insan çoğu zaman bedeni bir araç gibi kullanır, taşısın dayansın sussun diye. Oysa sabah kalkarken nasıl olunduğuna bakmak, gün içinde ne zaman düşüldüğünü fark etmek, akşam nasıl bir yorgunluk taşındığını ayırt etmek, pek çok kitaptan daha fazla şey öğretir. Çünkü teoriler geneldir, ama her insanın bedeni özeldir; ve kendi bedenini tanımak, insanın kendini tanımasının en somut hâlidir. Nihayetinde her sabah tekrar eden soru aynıdır: bugün hangisi, tembellik mi bitkinlik mi? Cevap tembellikse kalkmak gerekir, çünkü tembellik hareket ister; cevap bitkinlikse biraz daha dinlenmek gerekir, çünkü bitkinlik dinlenme ister — ve hangisi olursa olsun, kendine sövmeden. Çünkü doğru teşhis, yarım tedavidir; ve yorulmak, çalışmanın doğal sonucudur, bir kusur değil. İnsan kendine tahammül etmeyi öğrendiğinde başkalarına da tahammül edebilir — sıralama budur; kendine iyi davranmak da bir şımartma değil, uzun yolu düşünmektir, çünkü yürünecek yol uzundur ve insanın tek bineği kendisidir.

Paylaş

İlgili Yazılar

Tüm nefs