nefs
İyi haberi duyduğunda içinde beliren o küçük soğukluk: hasedin sessiz işleyişi
Haset, bağırarak gelmiyor. Bir başkasının iyi haberini duyduğunda içinde beliren o küçük soğukluk — asıl mesele orada başlıyor.
nefs
Haset, bağırarak gelmiyor. Bir başkasının iyi haberini duyduğunda içinde beliren o küçük soğukluk — asıl mesele orada başlıyor.
nefs
Öfke bir kusur değil, bir işaret. Mesele onu yok etmek değil; ona kimin hükmettiğini belirlemek.
nefs
Her arzunun anında karşılandığı bir düzende, istemek ile almak arasındaki aralık kayboldu. Oysa insan tam da o aralıkta terbiye oluyordu.
nefs
Aynı iş, iki farklı niyetle yapıldığında iki ayrı şey oluyor. Ve kendi niyetimizi bilmek, sandığımızdan çok daha zor.
nefs
Kalkamadığım sabahları uzun süre tembelliğe yordum. Meğer ikisi ayrı şeymiş ve ilaçları da ayrıymış.
nefs
Kibri hep büyük kibirle tanımlıyoruz — böbürlenen, üstünlük taslayan adam. Oysa asıl yaygın olanı, gün içinde fark bile edilmeyen küçük hâlleri.
nefs
Tevbeyi bir kerelik büyük bir kapanış sanıyoruz. Oysa asıl mesele, aynı yerde yüzüncü kez düştükten sonra yine kalkabilmek.
nefs
Kaygı, olmamış bir şeyin acısını şimdiden çekmek. Tevekkül ise elimden geleni yaptıktan sonra gerisini bırakabilmek. Aradaki çizgiyi bulmak yıllarımı aldı.
nefs
Yalanı ve gıybeti biliyoruz. Ama dilin en yaygın âfetleri bunlar değil: bir şaka, bir lakap, kulaktan kulağa taşınan bir söz.
nefs
Yalnızlıktan kaçarken tenhayı da kaybettik. Oysa insanın hem cemaate hem kendisiyle baş başa kalmaya ihtiyacı var.